Embed

O yıllar...

 
 
 
 
 
 
Zordu hayat, çok zordu o yıllar,
kadının gözünde erkek avcılığı, erkeğin dilinde kadın çığırtkanlığı yoktu, sapsarı bir sonbahar resminde Ağustos güneşi gibiydi sevdalarımız, aşklar duvarlara değil yüreğe yazılırdı, ağaç gövdesin de beraber büyürdü çizilen kalplerde adımız, köhne sokak kuytularında saçakların altında buluşurduk, yağmur taçlandırırdı saçlarımızı, çok ıslandık yağmurlarda ve gözlerimiz takılı kalırdı hep o güzel bakışta..
 
Zordu o yıllar, çok zordu,
parasızlık bükerdi hep belimizi, sevgiliden saklanırdık çoğu zaman paranın yokluğundan, yoksa biz de bilirdik sevgiliye kırmızı bir gül uzatmayı, sevdaya saygı duyulan yıllardı, asillik herkes de vardı, harama pek dokunulmaz, arkadaşın sevdiğine yan gözle bakılmazdı, şarkılar aslını yaşatır destansı aşklar yaşanırdı..
 
Film'si sevdalara özenirdik bazen, ulaşılmaz doruklara tırmanmaya çalışırdık, belki acı olurdu yuvarlanmamız tepelerden, ama yaraları bereleri kendimiz sarar, yüreğimize bir yama yapar ve düşerdik yeniden yollara, bazen sevdaların önünde eğilir, bazen ise gururla diklenirdik aşk'a..
 
Haset'lik etmezdik birbirini sevene, ekmeğine bal sürülmüş çocukların sevinciydi mutluluğa şahitliğimiz, ateşten başaklar gibiydik ama bir çiçeği bile soldurmaya kıyamazdık, hep derli toplu yataklarda uyuduk, ama dağınık yatakların özlemiyle büyüdük, isimler taktık gözlere, yeşiline, karasına, anlamlar yükledik buğulu bakışlara, şimdi kime anlatabilirsin bir bakışın yürek de ki ışığını, el ele tutuşmanın hazzını kim tadabilir şimdi, göz bebeklerimize kadar titrerdik, masum bir öpücüğün mahcubiyetini taşırdık al al olmuş yanaklarımız da, sevgiliden gelen mektubu saatlerce okumadan göğsünde saklamanın mutluluğunu kime anlayabilir şimdi, galiba zamana yenildi tüm duyguların bakirliği..
 
Kendi ayak seslerimiz eşlik ederdi uykusuz gece kaçışlarına, toprak saksılarda ki sardunyaların altına koyardık kokulu mektuplarımızı, kalecik karasının ateşlediği yüreğimiz de bazen kaçamaklar yaşardık çiçek kokulu pencere diplerin de..
 
Köşe başlarımız vardı konakladığımız, adına şiir dediğimiz tekerlemeleri okunsun diye yazmazdık hiç, içimizdeki yaraların dökülen sızısıydı onlar, kilitli hatıra defterlerinin için de sakladık, şarkılarımız vardı özgürlüğe barışa dair, yüreğimizin en masum sesiydi onlar, tınısın da gitarın kendinden geçerdi gece karanlığın da duygular, dev aynalarını sadece lunaparkta görürdük biz, şimdi herkesin ruhunda kocaman bir dev aynası var, nasıl bakıyor bu dünya'ya insanlar..
 
Uzun gölgelerimize bakıp da büyük laflar etmedik, çünkü bilirdik güneşin her tepeye gelişin de yutulacağını sözlerin, o yıllar da kelimelerle birbirini bu kadar yaralamazdı insanlar, bakışların kendince bir dili vardı, delikanlılık lafta değildi, her yürekte bir aslan yatardı, bir adama iki kişi saldırmaz yere düşene vurulmaz, bedenler serilse de yere onurlar hep ayaktaydı, dokunmazdık sarhoşa ayılana kadar, bozmazdık hayalinde ki sevgiliyle raksını taki yıkılana kadar, haksızlığa adaletsizliğe saygısızlığa baş kaldıran bir bayrak gibiydi yüreklerimiz, yoksa nasıl saklardı içinde o kocaman adamı küçücük bedenimiz..
 
 
 
 
Tufan Genç 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !