Domuz gribi ile ilgili haberler havalarda uçuşuyor,yetkili yetkisiz her önüne gelen bir açıklama yapıyor,insanlarımız kulaktan dolma bilgilerle korunma peşindeler televizyonlarda adeta korku filmi gibi haberler yayınlıyor ve insanımız bir güven bunalımına düşüyor. Küçücük yavrularımızın ruhlarında yaratılan travmalar o masum bedenlerdeki hasar hangi ilaçla yok edilecek acaba,akıl ve vijdan sahibi bilim adamları neredesiniz,bu insanları,bu gencecik yürekleri aydınlatacak doğru ve gerçek bilgileri neden açıklamazsınız acaba. Benim can dostumun yavruları Elif ve Zeynep ve binlerce tanımadığım minik yürekler bilgisiz ve insafsız dudaklardan dökülen ruhsal çöküntünün ezikliğini yaşıyorlar,hangi vidana sığar bu masum yavruları korkular içinde yaşatmak. İlk partisi Roma dan gelen bu aşıların 28 milyon vatandaşa uygulanacağını söyleyen sağlık bakanı'na soruyorum,İngiliz hükümeti neden bu aşı uygulamasından vaz geçmiştir,aşının içine katılan "ADJUVAN" neden ABD tarafından istenmemektedir,bodrum devlet hastahanesinde domuz gribine yakalanan ve testlerle doğrulanan hemşire neden kamu oyundan gizlenmiştir ve günlerce hastahanede göreve devam edip savunmasız hastalarla temas ettirilmiştir. Allah biliyor'ya eyerki bu aşının altından da bir siyasi oyunlarınız çıkar ise kendinize kaçacak delik arayın,biliyorum'ki başınız sıkıştığında gündem değiştirmekte üstünüze yok maşallah işte o zaman bu aşılar sizlere nasıl yutturuluyor göreceksiniz. Sevgili Elif ve Zeynep,bir iki gün içinde turp gibi ayağa kalkacaksınız ve tüm bu yaşananları unutacaksınız,sizler çok güçlü bir Annenin evlatlarısınız,onun üzerinize gerdiği kanatları sizleri her kötülükten koruyacaktır, buna inanın çocuklar,en kısa zamanda görüşmek dileğiyle sizlere ve tüm çocuklarımıza aci şifalar diliyorum...
Ey rengini kanımızdan alan bayrağımız! Ey gecemizi aydınlatan karasevdamız! Ey özgürlük meş'alemiz! Varlığın, varlığımız; Yokluğun, yokluğumuzdur! Sen dalgalandıkça göklerde, Göğsümüz kabarır, Yüreğimiz enginleşir; Boyun eğip yas tutarsan eğer! Sarsılırız! Yıkılırız! Ölürüz! Ama emin ol ki Sana dokunan namert eli kırarız! Seni inciten hain dili kökünden kopartırız! Senin için bin kez ölüp bin kez diriliriz! Çünkü biricik kutsal sevdamızsın bizim...
Gönül gözüyle bak etrafına,öylece Vatanı tanı, Şahadet mührünü taşıyarak,şehit olup yatanı, Yaşamak yada ölmek değil,toprağa kan katanı, Vatan denen toprak için bir rüyaya dalmışız, Bitmeyen sevdadır Vatan,bunu böyle bilmiş, Bu aşkla var olup,bu aşkla yaşamışız...
Mideleri aşkına bunları alkışlayan eller,önce onurunuzu satın aldılar, sizleri fakirliğe mahkum ettiler,sonra bir erzak torbasına kapılarına kul ettiler, anlamıyormusunuz.
Sizleri Allah ile aldattılar,kıblenizi şaşırttılar,inançlarınızı sömürüp ceplerinizi boşalttılar bunları görmeyecek kadar körmü oldunuz.
Gittiğimiz yeri görmüyormusunuz,uçuruma ramak kalmış farkında değilmisiniz parçalıyorlar ülkeyi,evlatlarınızın katillerini törenlerle,şölenlerle karşınıza dikiyorlar farkında değilmisiniz.
Hırsızdan bekçi olurmu,soysuzdan adam olurmu,namert'ten mert olurmu,kendinizi düşünmüyor iseniz masum yavrularınızı düşünün,onların geleceğini karatmayın ve uyanın artık,uyanın...
Sevgili dostlarım,arkadaşlarım ve kardeşlerim,Ahlaksızlığa ve haksızlığa asla sessiz kalmayalım, yarın böylesi durumlar hepimiz başına gelebilir, üzülerek görüyorumki dünden beri bir şeref ve haysiyet yoksunu kişi tarafından,"huzunbazz" isimli bayan kardeşimize çok çirkin ve insanlığa sığmayacak şekilde saldırılar yapılmaktadır internetten toplama resimleri sanki oymuş gibi yayınlayarak çirkin egosunu tatmin etme peşine düşmüştür,her birimizin sayfasına yorum bırakarak bu rezilliğe bizleride ortak etme çabasındadır. Bunu yapan her kimse,erkek veya kadın,aslında kendi şerefsizliğini yayınladığının farkında bile olamayacak kadar zavallı biridir,ekran arkasına saklanarak kabadayılık yapmak çok basit bir iş,böylesi insanlar her zaman vardır vede olacaktır,Bizler yeter'ki böylesi haksızlığa ahlaksızlığa sessiz kalmayalım ve prim vermeyelim. Sizlerden ricam, mağdur ve çaresiz olan bu kardeşimize destek olmalıyız,olmalıyız'ki bir gün bizimde çaresizliğimize,insanlar çaresiz kalmasın..
Unutmayın ve unutturmayın,geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz.Onlar giderken dönmeyi asla düşünmediler...
Dün, Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Kore’de, Kıbrıs’ta vatanın müdafaası ve dünya barışı için şahadete ulaşan ve gazi olarak dönen kahraman evlatlarımız, bugün ülkemizin birlik ve beraberliği bozmak için fırsat arayan dış güçlerin desteklediği kanlı terör örgütüne karşı ülkemizin Güneydoğu bölgesinde mücadele yürütmektedir. Bu mücadelede binlerce evladımız şehit olurken, binlercesi de gazilik mertebesine ulaşmaktadır.Herkes Bilmelidir ki; Her ne şekilde olursa olsun, vatanımızın bütünlüğünü hedef alan güçler, kahraman güvenlik güçlerimiz ve vatansever Türk insanının mücadele azmi ve kararlılığı karşısında yok olmaya mahkumdurlar.
Bu gün 19 Eylül Gaziler Günü Bilindiği gibi, Muharip Gazi, harbe katılıp da, harpten sağ olarak dönen savaşmış kahramanlardır. Gazilik unvanı devlet tarafından verilir. En büyük Gazi, bu unvanı 19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararı ile alan vatanın kurtarıcısı ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. 2002 senesinde çıkartılan yasa ile 19 Eylül günü Gaziler günü olarak kabul edilmiştir. Tarih boyunca hür ve bağımsız yaşamış Türk milleti işgal ve esarete alışık olmayan asil ve büyük bir millettir.Bu nedenle tarihinde bu uğurda çok savaş yapmış bir çok insanını şehit ve gazi vermiştir. Dış düşmanlara ve onların içteki işbirlikçilerine karşı şerefle vatanını korumuş ,mücadele etmiş ve Gazi olmuş tüm gazilerimizin gaziler gününü kutluyor,onlara saygı ve selamlarımızı sunuyoruz .
“Allah yoluna tutacağımız bu siper bin kere Kâbe’ye gitmek demektir. Bu toprak bizim, biz de bu toprağın sahibiyiz.diyen hasan çavuşu sırtından vurdunuz siz yaşasaydı şimdi yüzünüze tükürmezmiydi.
Bir damla göz yaşının yürekteki yangınını bilirmisiniz siz ,hiç ciyeriniz yandımı bir evlat acısıyla, aylarca bir elbiseyi kokladınızmı hasretinden yanarak, buz gibi mezar taşını kucakladınızmı hiç yavrum diye, nerden bileceksiniz'ki, hiç yüreğinizden vuruldunuzmu siz.
Hayat bir armağandı onlara, aslan gibi deryaları heder ettiniz, doğumla ölüm arasına kalleşliği eklediniz, ne uğruna şehit olduklarına sevinecekler şimdi, bağırlarını delen kurşunun tetikçisini kucakladığınız için'mi? Onlar vatan toprağı diye bağırlarını siper etmişti, ne bilsinler sizin güroymak ilçesine Norşin diyeceğinizi, güneysu'da,Potamyaya hoş geldiniz pankartıyla karşılanacağınızı ne bilsinler, ne bilsinler tüm akıl hocalarınızın Türk düşmanı olan isyancı kürt aşiretlerinden olduğunu.
Kötülerin üzerini karla kapatma gibi bir telaşınız var,gaflet içindesiniz,kimse değişmez sizinde değişemediğiniz gibi,bahar yağmurları karı yıkayacaktır,tıpkı denizin pisliği iade ettiği gibi, gerçekler kucağınıza dolacaktır.
Ardınıza bir bakın, binlerce şehit mezarı dikilmiş feryat ediyor,benim Şehidimin ve gazimin hakları nerede,şehit anasının babasının hakları nerede,benim haklarım nerede,bizmi başlattık bu kahpe savaşı,söyleyin.Hangi şehit ailesini kucakladınız onları kucakladığınız gibi,söyleyin kime sordunuz yalakalarınızdan başka'da açılım peşindesiniz.
Bir çocuk seyrettim ekranlardan bu gün,pırıl pırıl minicik bir ilk okul talebesi,uzatılan mikrofona şöyle diyordu,"Benim babam kalemini satmadı "Ergenekon denen soruşturmada tutuklanan Gazeteci Mustafa balbayın kızıydı.
İçim sızladı dinleyince,Hasan tahsin geldi aklıma,ilk kurşun geldi,düşündüm geçmişi ne zorlu mücadeleler verilmişti inanılan Cumhuriyet deyerleri üzerine,baş koyduğu bu yolda başını almıştı yobazlar.
Benim babam kalemini satmadı demek ne büyük bir onurdu onun için,minicik yüreği gururla söyletiyordu bu deyeri ölçülemiyecek cümleleri.
Ya satılmışlar,bu çocuğu izledikten sonra, akşam evlerine varınca kendi çocuklarının yüzüne hangi ifade ile bakacaklardı,yedirdikleri her lokmanın kalemlerinden damlayan ihanetin nimetleri olduğunu nasıl söyleyeceklerdi.
Ya bir gün çocukları, baba kalemini satmak ne demek derlerse verebilecekleri bir cevapları varmıydı acaba çok merak ediyorum.
Bu çocuk sizin kabusunuz artık damarı boş kalemler,uykularınız kaçacak,kendi çocuklarınızın balkışları altında ezileceksiniz,kendiniz bu şerefsizliği benimsemiş olabilirsiniz ama, ya çocuklarınız? Onların ne suçu var'ki, bu onursuz mirası onlara layık görüyorsunuz.
KIRK ayak nedir? KIRK ayaklar isminden de anlaşıldığı vücudunun üstünde birçok ayağının olmasından dolayı bu ismi almıştır. Kırkayaklar yumuşakçalar sınıfı içinde yer alır. KIRK ayakların tüm türleri zehirli olup insanları ısırdığında ve soktuğunda insanlara sağlık açısından ciddi sıkıntılar veren zararlı bir haşere çeşididir.
Bizim ülkede bir deyim vardır tek ayağının üzerinde KIRK yalan söyler diye.
Yalanlarını oya örer gibi ard arda incelikle sıralayan, bunu yaparken de her konuya balıklama atlayarak hedef şaşırtan, sesi titreyen, göz teması kurmaktan kaçınan, panik içinde çırpınarak yalanları içine batan insan modeli.
Biz yalancılığı en çok politikacılara yakıştırırız. Toplumda ayyuka çıkmış yalancılar onlardır… Tek ayak üstünde KIRK yalan söylemeyi, kıvırmayı, duymazdan gelmeyi, örtmeyi, çevir kazı yanmasın demeyi iyi becerir politikacılar…
Yalanla abartmak arasında ince bir çizgi vardır. Bazıları bire bin katarak anlatmaya bayılırlar, Konuşurken heyecanlarına yenilirler; allarlar, pullarlar, yaşanmamışı yaşanmış kılarlar.
Siz bakmayın lafla peynir gemisi yürümez dendiğine. Bal gibi de yürür. Çok söz yalansız, çok para haramsız olmazmış.
Ankaradan çok pis kokular yayılıyor yine,Melih gökçeğin pek marifetli oğlu,gariban iki dolmuş şöförü üzerine kayıt ettirdiği TAM 150 ADET KIRKAYAK KAMYON ile harfiyat işlerini tekeline almış,buda yetmemiş gibi 50 ADET KIRK AYAK'TA bir bakan tarafından bu filoya katılmış,söyleyenlerin yalancısıyız valla Cemil çiçek diyenler çok fazla,Allah gözünüzü doyursun ne diyelim.(merak edenler ankaralı mütahitlere sorabilirler) Bu ülkede belediyecilik soygunculukla eş anlama geldi neredeyse,daha düne kadar kimi tatlıcı kimi ise şipşakçı yani fotoğrafçı değilmiydiler,bunların çocuklarıda kapı önünde oynayan sümüklülerden değilmiydi,ne olduda şimdi hepsinin çocukları saraylarda düğün yapar oldular,sanki birbirleriyle yarışır gibi.
Dikkat edin iktidara hepsinin çocukları daha bluğa ermeden süper iş adamları olup çıkıyorlar,onlarmı çok akıllı yoksa bizlermi çok salağız bilen varsa beri gelsin,yarın onlarada bu servetin hesabı sorulduğunda,sünnette takılan altınlar demesin sakın,nede olsa ön teker nereye giderse arka tekerde oraya gider değilmi.
Nereden geldiyse birden aklıma KIRK haramiler geliverdi,hani meşhur bir tekerlemeleri vardı KIRK satırmı yoksa KIRK katırmı,eee insanın bahtına ne çıkarsa ona razı olacak tabiki bekleyelimde görelim bakalım,KIRK vakte kadar adaletin terazisi neler tartacak...
Bakın size enteresan bir örnek,yurdum insanı nelerden haberdar ?
Son yıllarda hep konuşuyoruz,insanlık kalmamış,sevgisiz bir toplum olduk,hani Türk yardım severliği falan filan. Bir düşünün bakalım son zamanlarda bir kavga eden görüpte ayırdınızmı,yada yolda veya belediye otobüsünde küt diye önünüzde yere yığılan ağzından köpükler çıkaran birine el uzattınızmı,veya yanında küçücük çocuğuyla elinde bir takım kağıtlar bulunan ve yardım isteyen insanlara el uzattınızmı.? Yada şöyle sorayım,bir kavga ayırdığınızda,cüzdanınız veya cep telefonunuz çalındımı? Sara hastası sanıp'ta yardımına uzandığınız biri elindeki boş ilaç şişesini gösterip ilacımı alacak param yok diyerek cebinizdeki son üç beş kuruşunuzu aldımı? Veya küçücük çocukları alet ederek sahte ölümcül raporlar'la vijdanınızı sömüren anne veya babaya evinizin ekmek parasını kaptırdınız'mı? Hatta en acısı,zar zor çarşıdan pazardan iki poşet alış veriş yapabilmiş yaşlı insanlarımıza yanaşıpta yardım edeyim teyze,amca diyerek poşetleri alıp kaçanlara ne demeliyiz? Evet malesef bunlar günlük olaylardan bazıları ve bir çoğumuz karşılaşmışızdır hatta sömürülmüşüzdür. Son zamanlarda birde cami önü sömürücülüğü başladı,cuma namazlarından sonra kutular açılır kapı önüne falanca derneğe filanca vakıfa yardım adı altında yığınla para toplanır gerçek inanan insanlardan,kameralarla tespit edilmiş bir sürü görüntü var aralarında nasıl paylaştıkları hakkında,ne diyeyim Allah vijdan versin. Birde büyük sömürücülük varki,zaten bizim aklımız ermez öylesine neme lazım, onlarla televizyonlar kurulur hakka hizmet için,partiler kurulur halkı ezmek için,dedim'ya neme lazım iki ucuda ..... deynek. Gazetelerde okuruz,ekranlarda ve çevremizde görürüz böylesi olayları,dudaklarımızdan dökülen cümle "İnsanlık ölmüş " değilmidir,bazı duygularımız körelmiş olabilir ama, aslında ölen insanlık değil'ki,her toplumdan kötüler çıkar,ard niyetliler çıkar,bizlerin bu güven duygusunu öldürenler utansın ,ne denebilirki başka. Bizler el açanlara Allah rızası için ,gönlümüzden kopanları veren bir milletiz,yardım kanpanyalarına gücümüz nispetinde karınca kararınca bir damlada olsa katkıda bulunan ve bunun gizli kalmasına çaba sarfeden yüce bir ulusuz. Bu yüce insanlık duygumuzu sömürenleredir lafım,Allahınızdan bulun ne bulacaksanız...
Bir baba, geçenlerde 4 çocuğunu ve eşini vurduktan sonra kendi kafasına sıktı... "Mutlu" sokak. "Ölmez" apartmanında.
Dün, 8 kişi katledildi. "Huzurevleri" mahallesi!
Hollywood dekorlarına benziyor Türkiye... Dışardan bakıyorsun, şahane palas. İçeri giriyorsun ki, aslında kalas. Başrolde biz... Hepimiz. Psikiyatr uzmanları bangır bangır bağırıyor, her 4 kişiden 1’i ruh hastası bu ülkede... Ekonominin bu kadar bozuk olmadığı 10 sene önce 7 kişiden 1’iydi... Herkes domuz gribinden korkuyor ama, panik atak salgını var şu anda... Depresyon had safhada, canımız burnumuzda... 15 milyon kişi stres kaynaklı uyku bozukluğu yaşıyor mesela. Netice? Patlayan patlayana. Bakın, durumları sabit, öylece duruyor, kıpırdamıyor, etrafı çitle çevrili, üstüne basmazsan infilak filan etmiyor... Buna rağmen, illa el áleme vereceğim diye, ısıtıp ısıtıp getiriyorlar mayınlı araziyi Meclis’e.
Halbuki, "17 milyon yürüyen mayın" var memlekette... Aramızda dolaşan, trafikte arkamızdan gelen, vapurda yanımızda oturan, belki kapı komşumuz, belki akrabamız, damarına ne zaman basılacağını bilmediğimiz, hareket halinde 17 milyon mayın... Ne zaman getirilecek Meclis gündemine?
Y. özdil
İnsanlarımız gerçekten patlama noktasına gelmiş,bakıyorsunuz en dürüst bildiğiniz bir insan bile eline geçirdiği derme çatma bir silahla,ya postahaneye dalıyor yada döviz bürosuna. Gece yatağa girdiğiniz eşinizin,yada canı gönülden bağlı olduğunuz sevdiğinizin,en yakın arkadaşınızın nerede nasıl patlıyacağını bilebilirmiyiz. Sokağa çıktığınızda,eve nasıl döneceğinizin garantisi varmı,ya çay içmek için mola verdiğiniz bir yerde,çocuğunuzun gittiği dersanede nasıl bir patlama olacağını kim biliyor'ki. Sizin kırmızı ışıkta beklemenize bile sinirlenen mayın yüklü insanlar dolanıyor etrafımızda,sokakta gülmenize bile gıcık kapanlar çıkabiliyor aramızdan. Bunlara çare olacak baş efendi neyle uğraşıyor, Diyor'ki bize edepsizlik ediyorlar bizim adımız AK parti,neden bize AKP diyorlar.. Töğbe töğbe,hadi git işine efendi,çıkar o kara gözlüklerini'de bir etrafına bak,yakında o mayınlar dibinde patlıyacak...