Sevdiği olmalı insanın Eski ahşap pencereye,hayat veren çiçek gibi Özlemeyi sevmeli Yıldız kadar gizemli,serçenin masumluğunda ürkek Duyguyu yaşamalı bedeni Rüzgara inat,ateşi yakmalı dokunmadan yüreği Gözleriyle gülmeli insan Ne kadar hüzün varsa içinde,eriyip gitmeli Çocuk yüreği olmalı Yemyeşil çayırlarda şarkı söyleyip koşmalı,bağırarak Büyüsü sarmalı sevdanın Seni kucaklayan,o eşsiz duyguların ferahlığında Sıkıca tutmalı ellerini Yarınsız zamanların iki yolcusu olmalı,cesurca Yürekleri çarpmalı aynı anda Nefesler,dalga dalga sararken bedenleri Aşk Korkusuzca yaşanmalı Birbirinde erimeli tutkunun alevleri Sevdiği olmalı insanın Olmalı...
Bazen gerçeğimizdir şiirler, bazen düşlerimiz Bazen umutlarımızdır,bazen hayallerimiz Haykıran sesimiz olur zaman zaman Bazen'de gönül küskünlüklerimiz.
Sevdalı dilimizdir, acılı yüreğimiz Gözyaşımız olur damla damla akar Gülüşlerimiz olur cana can katar.
Bazen gölgesine sığınırız kelimelerin Soğuturuz yüreğimizde'ki özlemleri Bazen hasret ile yanarız her satırda Aşk ile kavururuz gönülleri.
Ama suskunluk en zor olandır Dayanılması en ağır olan Dökemezsek eyer gönüldekini Yakar kurutur içimizdekini...
SESSİZ KALMIYACAKLARMIŞŞŞŞ. Ne oldu, bir şeyin ucu sizlere dokununca hemencecik denizli horozu gibi dikiliyorsunuz,durun bakalım bunun altından'da fetullahın fedaileri çıkmasın sakın? Orduyu yıpratmak kimlerin işine geliyor acaba,yoksa birileri fetullahın devşirme askerlerinemi güveniyor,öyleyse vah halinize,yakında kıçınız açıkta kalacak demektir,satılık adamların etiketi alınlarındadır her zaman bunu sakın unutmayın. Kerameti kendinden menkul bir gazete ifade alıyor,sorguluyor yargılıyor ve hükmü veriyor,vay be ne güzel iş değilmi ? Ortalığı yangın yerine çevirdiniz birdenbire,bir anlayın bakalım nedir bu korkunuz telaşınız,belki buda kefil olduklarınızın sahte belgelerine benziyordur ha ne dersiniz efendiler? Bu mağdur ayakları çok kokuyor artık,millet sıkıldı bu ayaklardan başka yöntemler bulun gayrı. Sessiz kalmıyacaklarmış? fener alayları fırıl fırıl ceplerini kasalarını doldururken kafalarınızı neden kuma gömdünüz ? Cumhuriyetin deyerlerine saldıranlara karşı çıtınız çıkmıyordu değilmi? Diyarbakır meydanlarından posta koyuyorlar,o çocuk katili şerefsizin resimlerini gözünüze sokuyorlar,mecliste pkk çığırtkanları çalım satıyorlar,ne oldu o gür sesinize? Bu ülkeyi dört koldan soyup soğana çeviren yandaşlarınıza karşı maşallah sus pustunuz,ne olduda şimdi sessiz kalmayacaksınız,yoksa gündemi değiştirip gece yarısı yine bir kanun' mu geçecek meclisten. Sizin kefil olduğunuz adamlarıda gördük,maşallah her biri sahtekarlıkta sınır tanımıyorlar,ne kadar pislik varsa öğrendik sayelerinde,bunlara neden sesiniz çıkmıyor?
(Bu arada Cumhurbaşkanı mayın yasasını onayladı,ne tesadüf değilmi)
"Allah, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah'ı kullanırlar."
SAYGI BEKLİYORLARMIŞŞŞŞ. Saygı bekleyenler önce saygılı olacak,oturunda bir gün kendinizi izleyin bakalım ne haldesiniz. Bölücü başına sayın,şehidine kelle diyen Çifçisine lan ananıda al defol git diyen Kredi kartı kullanan vatandaşa sahtekar diyen Paraları çarpılan gurbetçi vatandaşa kardeşim banamı sordun paranı verirken diyerek azarlayan Başı kesilerek katledilen evledının katilini bulun diye feryat eden babaya,çok konuşuyorsun diyen sizler değilmisiniz? Sizler değilmisiniz Ankara belediye başkanına Şıllık diyen? Neyin saygısını bekliyorsunuz'ki,yıllardır ekranlardan evlerimizi ve zihinlerimizi kirlettiniz, yaptığınız icraatlarla ruhlarımızı yaraladınız. Miting meydanlarında gördük birbirinize olan saygınızı,pes doğrusu sizlere.
Yok öyle,ben mert'im demekle mert olunmuyor, Mertlik öyle kendi kendinize verilecek bir paye değildir,kimse boşuna gelin güvey olmasın,mertlik hak edene, başkaları tarafından yakıştırılan onurlu bir sözdür,öyle israil madalyası gibi göğüste taşınmaz ,onun yeri insanın yüreğindedir ...
AHMET TÜRK EFENDİ Seni ankarada Ali Demirelin paralı okulunda okurken tanıdım,sesiz sakin biriydin,biraz kumarbazdın ama misafirdin,aramıza aldık seni maltepede,çayımızı kahvemizi içtin,yemeğimizi yedin.ağabeyini kan davasında vurduklarında seninle üzülmüştük,haspel kader yolum kızıltepeye düştüğünde,bir acı kahvenin kırk yıl hatırı var diyerek o meşhur kasrı kanco denen şatonuza uğradım,kapıda etekli korumaların vardı insanlıktan nasibini almamış,bir bardak su bile ikram etmemişlerdi.Senin içi boş biri olduğuna o zaman karar vermiştim,kapıdaki bir tanrı misafirine hürmet etmeyen zaten Türk olamazdı,bu memleketin ekmeğini yedin suyunu içtin,zehir zıkkım olsun her bir lokması,sen bir kürt bile olamıyacak kadar rengi belirsizsin sülalemden onbir Şehit verildi güneydoğuda,aslan gibi onbir delikanlı,bunun hesabı sorulmayacak'mı sanırsın, o hizmetinde bulundukların yarın senide ayaklarının altında ezecekler bunu göreceğim,ihanet içinde olanlar gün gelir ihaneti yaşarlar unutma bunu.
BELEDİYE ZABITASINA BAKIN Ankara kızılayda,Diyarbakırda zabıtamı,fedayi'mi belli olmayan elleri deynekli sivil gruplar saldırıya geçiyor,önüne gelenlere acımasızca vuruyor kırıyor,bu nedir ya,dağ başımı burası. Amaç ne olursa olsun böylemi olacak görev yapmak,her kez başına buyruk,astığı astık kestiği kestik,bu kadarmı sahipsiz bu memleket. Anlaşılıyor'ki her kez kendi ordusunu kurma çabasında,Allah sonumuzu hayır etsin,bu gidişin sonu çok karanlık gözüküyor...
Onca zamanın ardından yüreğim sükutunu bozdu yine İçini dökmek bu kadar tatlı mıdır? Yoksa yangınım doğuşlarımdan ve küllerimden bıktı da yeni suretler mi arıyor Bilmemenin sarhoş ediciliğiyle bir tek yüz var zihnimde Her yer gümüş rengi bugünlerde Baktığım her göz yağmur yağdırıyor belki sırf bu yüzden içime Şimdi mısralar istifsizce çıkıyor ortaya Çıldırtıcı bir musiki eşliğinde kendimi karalıyorum harflerle Her zamanki gibi yanlış çizimler var bu portrede de Gözlerim sen rengine boyanmışken benim yanlışlarımdan bana ne Bir zamanlar korkuturdu sevmek beni Şimdi ise çığlıklar yolluyorum geceye Belli ki kayan yıldızların da benim tutunuşuma alışacaklarını düşünüyorum Bilemezsin ne zor büyüttüm seni içimde Şiirsiz sevdalar hüküm sürerken yer yüzünde Gün batımlarıyla suladım toprağını Yüreğim geceyi gündüzü sevmez oldu Bir tek günbatımlarının o gümüşi tonu kaldı gözümde Uzaklığının umarsızlığı bile çekildi denizimin kenarından geri dönmemecesine Dalgalarım özleme boyansa da Mavinin sonsuzluğuyla sınırlandırdım seni Gümüşi güzelay ışığı Korkusuzluğumun nedeni güneş gözlükleriyle bakmak gözlerine belki de Yoksa mümkün mü yakıcılığına alışmak Ricalar üzerine inşa olmadı benim kalem Anlar gelip yerleştiler gözyaşlarım üstüne Ondan sonrası zaten mekansızlık Anlatması mümkün olmayan laf kalabalıklarıyla teselli ederken kendimi Nedense kaybediyorum ellerimden zamanın iplerini Olamayan renklerle donanıyor ömrüm Ömrümün sensiz oluşuyla olamıyorum ben de Siyah beyaz kavgalara boyanıyor sevdam Satırlarımın öncesini bilmiyorum Sonrasındaysa meçhuller arasındaki en belirgin sen çarpıyor gözüme İçimdeki ses doğru söyler biliyorum Bugünlerde bitti diye fısıldıyor şarkılarının içinde inanmıyorum İnanmadıklarımın yalan olduğuna dair bir umut parlıyor ansızın Sonra sönüyor bakışlarım güneşin batışıyla her gece Hanımellerinin kokusuna batırıyorum uykularımı Bundan sonrası yok artık Şu anın senliğiyle nefesler alıyorum. Seni yaratanı seviyorum beni sevginle tanıştırdığı için Beni yaratanı seviyorum seni bana sevdirdiği için Ve ONU seviyorum sevmeyi yaratığı için İnanmadığım sonralardan birinde bekliyorsa da vuslat bizi Görmezsem bizliği kusura bakma Ben sen olmakla kör oldum Ve belki sadece bu yüzden doğdum...
Son yıllarda hep konuşuyoruz,insanlık kalmamış,sevgisiz bir toplum olduk,hani Türk yardım severliği falan filan. Bir düşünün bakalım son zamanlarda bir kavga eden görüpte ayırdınızmı,yada yolda veya belediye otobüsünde küt diye önünüzde yere yığılan ağzından köpükler çıkaran birine el uzattınızmı,veya yanında küçücük çocuğuyla elinde bir takım kağıtlar bulunan ve yardım isteyen insanlara el uzattınızmı.? Yada şöyle sorayım,bir kavga ayırdığınızda,cüzdanınız veya cep telefonunuz çalındımı? Sara hastası sanıp'ta yardımına uzandığınız biri elindeki boş ilaç şişesini gösterip ilacımı alacak param yok diyerek cebinizdeki son üç beş kuruşunuzu aldımı? Veya küçücük çocukları alet ederek sahte ölümcül raporlar'la vijdanınızı sömüren anne veya babaya evinizin ekmek parasını kaptırdınız'mı? Hatta en acısı,zar zor çarşıdan pazardan iki poşet alış veriş yapabilmiş yaşlı insanlarımıza yanaşıpta yardım edeyim teyze,amca diyerek poşetleri alıp kaçanlara ne demeliyiz? Evet malesef bunlar günlük olaylardan bazıları ve bir çoğumuz karşılaşmışızdır hatta sömürülmüşüzdür. Son zamanlarda birde cami önü sömürücülüğü başladı,cuma namazlarından sonra kutular açılır kapı önüne falanca derneğe filanca vakıfa yardım adı altında yığınla para toplanır gerçek inanan insanlardan,kameralarla tespit edilmiş bir sürü görüntü var aralarında nasıl paylaştıkları hakkında,ne diyeyim Allah vijdan versin. Birde büyük sömürücülük varki,zaten bizim aklımız ermez öylesine neme lazım, onlarla televizyonlar kurulur hakka hizmet için,partiler kurulur halkı ezmek için,dedim'ya neme lazım iki ucuda ..... deynek. Gazetelerde okuruz,ekranlarda ve çevremizde görürüz böylesi olayları,dudaklarımızdan dökülen cümle "İnsanlık ölmüş " değilmidir,bazı duygularımız körelmiş olabilir ama, aslında ölen insanlık değil'ki,her toplumdan kötüler çıkar,ard niyetliler çıkar,bizlerin bu güven duygusunu öldürenler utansın ,ne denebilirki başka. Bizler el açanlara Allah rızası için ,gönlümüzden kopanları veren bir milletiz,yardım kanpanyalarına gücümüz nispetinde karınca kararınca bir damlada olsa katkıda bulunan ve bunun gizli kalmasına çaba sarfeden yüce bir ulusuz. Bu yüce insanlık duygumuzu sömürenleredir lafım,Allahınızdan bulun ne bulacaksanız...
Bir baba, geçenlerde 4 çocuğunu ve eşini vurduktan sonra kendi kafasına sıktı... "Mutlu" sokak. "Ölmez" apartmanında.
Dün, 8 kişi katledildi. "Huzurevleri" mahallesi!
Hollywood dekorlarına benziyor Türkiye... Dışardan bakıyorsun, şahane palas. İçeri giriyorsun ki, aslında kalas. Başrolde biz... Hepimiz. Psikiyatr uzmanları bangır bangır bağırıyor, her 4 kişiden 1’i ruh hastası bu ülkede... Ekonominin bu kadar bozuk olmadığı 10 sene önce 7 kişiden 1’iydi... Herkes domuz gribinden korkuyor ama, panik atak salgını var şu anda... Depresyon had safhada, canımız burnumuzda... 15 milyon kişi stres kaynaklı uyku bozukluğu yaşıyor mesela. Netice? Patlayan patlayana. Bakın, durumları sabit, öylece duruyor, kıpırdamıyor, etrafı çitle çevrili, üstüne basmazsan infilak filan etmiyor... Buna rağmen, illa el áleme vereceğim diye, ısıtıp ısıtıp getiriyorlar mayınlı araziyi Meclis’e.
Halbuki, "17 milyon yürüyen mayın" var memlekette... Aramızda dolaşan, trafikte arkamızdan gelen, vapurda yanımızda oturan, belki kapı komşumuz, belki akrabamız, damarına ne zaman basılacağını bilmediğimiz, hareket halinde 17 milyon mayın... Ne zaman getirilecek Meclis gündemine?
Y. özdil
İnsanlarımız gerçekten patlama noktasına gelmiş,bakıyorsunuz en dürüst bildiğiniz bir insan bile eline geçirdiği derme çatma bir silahla,ya postahaneye dalıyor yada döviz bürosuna. Gece yatağa girdiğiniz eşinizin,yada canı gönülden bağlı olduğunuz sevdiğinizin,en yakın arkadaşınızın nerede nasıl patlıyacağını bilebilirmiyiz. Sokağa çıktığınızda,eve nasıl döneceğinizin garantisi varmı,ya çay içmek için mola verdiğiniz bir yerde,çocuğunuzun gittiği dersanede nasıl bir patlama olacağını kim biliyor'ki. Sizin kırmızı ışıkta beklemenize bile sinirlenen mayın yüklü insanlar dolanıyor etrafımızda,sokakta gülmenize bile gıcık kapanlar çıkabiliyor aramızdan. Bunlara çare olacak baş efendi neyle uğraşıyor, Diyor'ki bize edepsizlik ediyorlar bizim adımız AK parti,neden bize AKP diyorlar.. Töğbe töğbe,hadi git işine efendi,çıkar o kara gözlüklerini'de bir etrafına bak,yakında o mayınlar dibinde patlıyacak...
Sizi sizin kadar tanıyan biri... Kendini ve hayatı çok iyi tanıyan biri... Sizi hep düşünen, ama sizin onu düşünüp düşünmediğinizi önemsemeyen biri.. Size sizi anlatabilen, sizi başkalarına anlatmayı çok seven, bunu yaparken gözlerinin içi parlayan biri... Sizin için her şeyi yapmaya, her şeyi başarabilmeye hazır biri... Ne söylediğini bilen, söylediğini her şeyin arkasında duran, verdiği sözü tutan, randevularına geçikmeyen biri... Nerede nasıl davranacağını kiminle nasıl konuşacağını ortama uymasını bilen biri... Çoçukla çoçuk, gençle genç, yaşlıyla yaşlı olabilen bunu yapmaktan keyif alan biri... Gülünecek yerde çekinmeden gülebilen, ağlanacak yerde gözyaşlarını saklayabilen biri... Bazen kıskanç, bazen huysuz, bazen şımarık, bazen bencil, bazen kaprisli, bazen kavgacı, bazen inatçı, bazen geveze ama hep iyi niyetli biri... Sizi kırmaktan incitmekten korkan, size zarar vermeye kalkanlara bütün benliğiyle karşı koyan biri... Kimseye anlatmadığınız sırlarınızı çekinmeden anlatabileceğiniz, çekinmediğiniz, düşüncesine her zaman ihtiyaç duyduğunuz ne söylediğini bildiğinden hep emin olduğunuz biri... Sana ihtiyacım var dediğinizde nerede olursa olsun koşup gelen sıkıntılı anlarınızda yanı başınızda olan ve sizi dinlemekten hiç bıkmayan biri... Birlikte içki içmekten, yemek yemekten, film izlemekten, tiyatroya gitmekten, parkta aylak aylak dolaşmaktan, şarkı söylemekten, müzik dinlemekten hoşlandığınız biri... Romantikliğiyle sizi duygu denizinde uçurabilen, gerçekçiliğiyle ayaklarınızın yere basmasını sağlayabilen biri... Süprizleriyle sizi şaşırtan çılgınlığıyla şoka sokan biri... Her zaman güvendiğiniz, size asla ihanet etmeyeceğini bildiğiniz, sizi yarı yolda bırakmayacağından hep emin oldunuğunuz biri... Sizinle sonsuza kadar birlikte yaşayacakmış gibi hissettiğiniz, sevmeden edemediğiniz, onun da sizi sevmekten asla vazgeçmeyeceğini bildiğiniz biri...
Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi. Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi. 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi. Kadın gülümsedi 'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?' 'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?' 'Anıtkabir'e' 'Anıtkabir'e mi? 'Evet' 'Tamam teyzeciğim' 'Yaş kaç teyzeciğim?' 'Seksen sekiz' 'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim' 'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum' 'Haklısın teyzecim' Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu. O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi 'Hayır' 'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?' 'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme' 'Ee o zaman' 'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben' Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı. Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde 'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu. 'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle' 'Her ay geliyormusun?' 'Evet' Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım' Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra 'Hadi gidelim' dedi. Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi. Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı. 'Nereye gidiyoruz?' 'Bankaya' Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı. 'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?' 'Sor bakalım evladım' 'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?' 'Uzun hikaye evladım' 'Olsun be teyze anlat ne olur' 'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .' 'Sen ne dedin peki?' 'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.' 'Peki olabildin mi Adalet Teyze?' 'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.' 'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze' 'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin' 'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin' 'Evet' 'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?' 'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım' 'Osman teyzeciğim' 'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?' 'Tamam teyzeciğim' Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi. 'Hoş geldin Hakim Teyze' 'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.' 'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?' 'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol' 'Nereye gidiyoruz?' 'Seyranbağlarına' 'Tabii' 'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen' 'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla' 'Ne iş yapardı amca?' 'Subaydı.' 'Ne zaman vefat etti?' '1952′de' 'Çok olmuş.Gençmiş' 'Kore savaşında şehit oldu.' 'Allah rahmet eylesin Hakim teyze' 'Sağol' 'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?' 'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.' 'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben' 'Yok bekle burada' Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü. Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi. Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi. Araba hareket etti. 'Nereye Hakim Teyze?' 'Hemen iki sokak öteye' Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu. 'Bekle beni' 'Tabii Hakim Teyze' Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti. 'İyi misin Hakim Teyze' 'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor' 'Nereye gidiyoruz?' 'Cebeci Asri Mezarlığına' 'Tamam' 'Teyze nerelisin sen?' 'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.' 'Sonra ne oldu?' 'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..' 'Çocuğunuz var mı?' 'Bir kızım bir oğlum vardı.' 'Neredeler şimdi?' 'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.' 'Ne güzel' '1978′de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.' 'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani' 'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.' 'Amin. Ya kızın?' 'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.' 'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma' 'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol' 'Geldik Teyze' 'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.' 'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.' 'Yok beni alacaklar buradan' 'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.' 'Çocukların var mı?' 'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi. 'Adları nedir?' 'Kemal ve Ayşe' 'Oğlumun adı da Kemaldi.' Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım.. 'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.' Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı. Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti. 'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.' Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı…
NOT: Bu Öyküyü gönderen değerli dostumuz Sayın Nuriye ÖZDİNÇER hanımefendiye teşekkürler ederiz...
İşte insanları Allah ile aldatmanın bir başka yolu. Erkeklerin bencilliğimi dersiniz,kadınların cahilliğimi ,yoksa çaresizliğimi. Kuranda asla yeri olmayan bu hurafeye yıllardır inanılması ne kadar şaşırtıcı değilmi kız çocuklarının sünnet edilmesi. Bunu ne namus kavramıyla nede sadakatla maskelemenin bir anlamı yok, Dünyada 140 milyon sünnetli kadın yaşıyor Allahın bir çok nimetinden yoksun olarak,yazıktır günahtır...
Henüz 7 yaşında küçük kız bir odaya kapatılıp jiletle sünnet edildi. Çığlıkları mahalleyi titretti. Amerikan Washington Post gazetesi Kuzey Irak’ta kız çocuklarına sünnet uygulamasını yazdı. Son derece yaygın olan bu ilkel uygulamaya son vermekte Kürt liderlerinin yanaşmadıkları da belirtildi. 7 yaşındaki Şilan'ın sünnetini fotoğraflarla yansıtan Post, kadınların yüzde 60’ının sünnetli olduğunu, yasaklama girişimlerinin de parlamentoda rağbet görmediğini aktarıyor. Washington Post muhabiri Amit R. Paley tanık olduğu sünnet törenini şöyle anlatıyor: "7 yaşındaki Kürt kızı Şilan Enver Ömer, ağzı kulaklarına varmış bir gülümsemeyle, annesinin söz verdiği partiyi görmek umuduyla komşunun evine dalıverdi. Ancak parti marti yoktu. Bir kadın kapıyı kapattı. Ebe olan bir kadın ise paslanmaz çelikten jileti uzatarak ’Bunu Allah adına yapıyorum’ dedi.
Şilanın çığlığı mahallenin en ucundan duyuldu. İşlem tamamlandıktan sonra Şilan ağlayarak eve dönerken annesi gururla gülümsüyordu. "Muhabir, Şilan’ın annesinin sünneti neden yaptıklarını bilmediklerini ancak Allah’ın emri olduğu için uymak zorunda olduklarını söylediğini belirtiyor. 91 yaşındaki bir kadın ise, "sünnet olmamış kadının elinden yemek yemem" diyor. Kürt parlamentosu kadın komisyonu başkanı Pakşan Zangana ise, Kuzey Irak’ta sünneti yasaklatmak ve uygulayana 10 yıl hapis cezası verilmesi için mücadele ediyor. Ancak Kürt liderlerin "dünyanın dikkatini bu küçük meseleye çekmemek için" isteksiz olmalarından dolayı, tasarının bir yıldır rafta bekletildiği belirtiliyor. Şila ise "Elimden yemek yemesinler, keşke bu acıyı çekmeseydim" diyor.
Bu yazıyı aralık ayında blogspota'ki bloğumda yayınlamıştım,bu gün haberlerde bu konunun işlendiğini görünce kendi kendime gülümsedim medyamızın haline. Bu sünnet olaylarının ülkemizdede yapıldığını biliyorum,cesur bir gazeteci çıkıpta araştırsın bakalım altından kimler çıkacak...